AFYON, ISPARTA, MUĞLA, İZMİR, MANİSA GEZİSİ 2016

İlk durağımız Afyonkarahisar Salar Fatih Kur’an Kursu idi. Burada bizi kursun yöneticisi Mehmet DEDE Hocamız karşıladılar, kurs hakkında istişarelerde bulunduk. Burada dikkatimizi çeken birkaç husus oldu; 35 bin metrekare arsalarının olduğu ve bir mimarlık şirketiyle anlaşıp, bütün inşaatı o şirkete yaptıracaklarını ve 16 tane kurs hocalarına lojman yapacaklarını belirttiler. Okula giden öğrencilerin saat 16:00’dan sonra hafızlık derslerini dinlediklerini söylediler. Değerli Hocamızın rehberliğinde Afyonkarahisar’ın tarihi yerlerini gezmek için yola çıktık.

Gezdiğimiz yerler içerisinde Afyon Kalesi,  Mevlevi Camii ve Ulu Camii vardı. Mevlevi Camii’nde dikkatimizi çeken buranın Mevlana Hazretlerinin 6-7. Batın torunları tarafından Mevlevi Dergâhı olarak kullandıkları, tarih içerisinde 3-4 kez yandığı ve büyük hasar gördüğü Cami görevlisi tarafından söylendi. 1904 tarihinde büyük yangından sonra Sultan II. Abdülhamit tarafından 16 bin altın gönderilerek onarılmıştır. Osmanlı Padişahlarının manevi açıdan donanımlı olduklarını bir kez daha gösterdiği kerametle anladık. Bunu şöyle anlatmak gerekirse; Sultan II. Abdülhamit Camiyi ve giriş kapısını görmediği halde kendi el işçiliği ile oyarak yaptığı kapıyı göndermiş ve kapı tam ölçüleriyle giriş kapısına takılmıştır. Bir dönem II. Abdülhamit’in torunu Camiyi ziyaret ederek bu olayı teyit ve tescil etmiştir.

Bu dergâhta vuku bulan bir diğer büyük olay ise; Mevlana Hazretlerinin torunlarından bir tanesi bir gün rüyasında dedesini görür. Dedesi ona “Divanı Kebir’in İran şahı Şah İsmail’de olduğunu, ondan alması gerektiğini söylemiş.” (Dîvân-ı Kebîr (Büyük Divan) veya Dîvân-ı Şems-i Tebrizî, Muhammed Celâleddin-i Rûmî'nin söylediği ilahi aşk şiirlerinden oluşan, 44 bin 8 yüz 34 beyitlik (rubai beyitleri ile birlikte yaklaşık 50 bin beyit) nazım bir eserdir. Mevlânâ'nın "Âşıklar Divanım" biçiminde adlandırdığı eser aynı zamanda "Şems Divanı" ya da "Divan-ı Şems-i Tebrizî" olarak anılmaktadır.) Bunun üzerine zamanın padişahı Yavuz Sultan Selim’e konu iletilmiş, padişahta Mevlana Hz. Torununun da içinde olduğu 40 kişilik bir heyeti Şah İsmail’e gönderdi. Şah İsmail Divan-ı Kebir’in kendisinde olmadığını ve bu konu hakkında kendisinin bilgisinin bulunmadığını söyledi. Hatta gelen heyete zehirli şerbet ikram edip öldürmek istedi, fakat ALLAH’ın izniyle şerbeti içen heyete hiçbir şey olmadı. Bu duruma şahit olan İran Şahının 10 yaşlarındaki oğlu Elkas Mirza babasından habersiz, babasının sakladığı yerden Divan-ı Kebir’i getirip Mevlana Hz.lerinin torununa teslim etti. Aynı zamanda “-Burada kalsam şah olacağım ama ben gönlümün şahını buldum” diyerek, babasını ve İran’ı terk ederek Afyon’a Mevlevi Dergâhına gelir. İran Şahı tarafından defalarca mektuplar, elçiler gönderilmesine rağmen geri dönmez. 14 yaşlarındayken geçirdiği salgın bir hastalık sonucu vefat etmiştir. Mevlana Hz.lerinin torunu ‘Sultan Divani Mehmet Semai’ ve İran Şahının oğlu arasındaki gönül bağı, Mevlana Hz.leri ile Şems-i Tebriz-i Hz.leri arasındaki gönül bağına benzetilir. ALLAH hepsinden razı olsun.

Salar Fatih Kur’an Kursu ve Afyonkarahisar ziyaretimizi böylece tamamlayıp, Isparta Mekke Kur’an Kursu’na doğru yola koyulduk. Gece vardığımız Isparta’da bizi Isparta Mekke Kuran Kursu eğiticilerinden Mehmet Ali Bey karşıladı. Mekke Eğitim Vakfı’nın misafirhanesinde konakladık. Sabah saatlerinde Isparta Mekke Kur’an Kursu’na geçtik, bilgi alış verişi yaparak kurs ve pansiyon hakkında bilgi aldık. Burada dikkatimizi çeken bir husus, öğrencilerin derslerini okurken hocaya 3 metre mesafeden okuması oldu. Bunun sebebini sorduğumuzda aldığımız yanıt çok hoşumuza gitti; Bu şekilde öğrenci daha yüksek sesle okuyor, harfleri yutmuyor, yuvarlamıyor, kendine özgüven verdiğini belirttiler. Kurs ve pansiyonun birbirinden ayrı bağımsız olması da ayrıca ilgimizi çekti. Bahçe içerisinde kursun ismini taşıyan bir caminin olması etkileyici husustu, ayrıca kursun giderleri vakıf tarafından şöyle karşılanıyor; 3 ayların başlangıcıyla beraber 70 ayrı camide mukabele okunuyor ve Türkiye’nin her tarafına hatim ile namaz kıldıracak talebeler yollanıyor, bu da halkın kursa olan teveccühünü artırıyor.

Buradaki ziyaretimizi tamamlayıp Muğla Fethiye’ye gitmek için yola koyulduk. Bizimle ilgilenen hocalarımıza çok teşekkür ediyoruz. ALLAH yar ve yardımcıları olsun.

Muğla’nın Fethiye ilçesinde bulunan ‘Beşkadı Kur’an Kursu’na öğle saatlerinde ulaştık. Burada bizi Fethiye İlçe Müftüsü Oğuzhan KADIOĞLU ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Hasan DOĞAN hocalarımız karşıladılar.

Kur’an Kursu Diyanet Vakfı’na ait olup halkın büyük yardımlarıyla tabiri caizse 8 yıldızlı bir oteli anımsatır şekilde, öğrenciler için her şeyin en iyisi en ince ayrıntısına kadar düşünülerek yapılmış. Kur’an Kursu’nda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde bulunan konferans salonunun aynısı yapılmış, 510 kişilik kapasiteye sahip olan salonda misafirler ve konuşmacıların rahatlığı için her şey düşünülmüş, misafir odaları ailecek kalacak şekilde dizayn edilmiş, oyun salonları, kafeterya gibi sosyal alanların olması ve ayrıca ısınma ve soğutma olarak kuyu suyundan yaralandıkları dikkatimizi çeken çok güzel hususlardan birkaç tanesi. Kurs yeni hizmete girdiği için Eğitici kadrolarını çevre camii İmam Hatiplerini görevlendirerek yapılıyor. Bu eğitici sıkıntısının da bu yıl biteceğini ve 15 yeni Kuran Kursu öğreticisi geleceğini söylediler. En son teknoloji ile yapılan bu kursun aynı şekilde öğrencilerinin burada eğitimlerini tamamlayıp en iyi ve en güzel yerlere gelmelerini Cenabı ALLAH tan niyaz ediyoruz.

Kurs ziyaretimiz bittikten sonra Kur’an Kursu’nda görevli bir hocamızın rehberliğinde Muğla Fethiye Ölü denize doğru yola çıktık. Tatil sezonu olmadığı için çok kalabalık olmaması bizi ayrıca mutlu etti. Yine Ölü denizin hemen yakınlarında bulunan Kelebek vadisine çıktık geziye katılan tüm hocalarımızla beraber hatıra fotoğrafları çektirdik. Muğla gezimizi tamamladıktan sonra İzmir Kestanepazarı Kuran Kursuna gitmek için yola çıktık.

Gece geç saatlerde vardığımız İzmir Karabağlar Kestanepazarı Eğitim Kurumları Müdürü Şaban Hocamız ve Vakıf Başkanı Hasan DAYHAN hocamız karşıladı. Geç saatte geldiğimiz için kursu sabah gezebildik. Burada hafızlık yapan öğrencilerden ilkokulda okuyanlar ayrı bir binada lise okuyanlar ayrı bir binada hafızlık yapmayıp Arapça okuyanlar ayrı bir binada olmaları ve derslerini düzenli veren öğrencilerin burs almaları dikkatimizi çeken önemli bir husustu. Kestanepazarı’nın 5. Sınıfı okuyup hafızlık yapamayacaklar için ayrı bir binası bulunuyor. 8. Sınıfı bitirip hafızlık yapamayanlar ve hafızlığı bitirenler için ayrı binaları bulunuyor. Kur’an Kursunda Ramazanda her camiye 1 imam ve 1 müezzin yollanıyor, bu da halkın Kur’an Kurslarına olan teveccühünü artırıyor.

Gezimizin asıl gayesi olan Manisa Akhisar da bulunan Hilalliye Kur’an Kursu’na gitmek için yola çıktık hocalarımızdan Rabbim razı olsun.

Saat 09.00 da başlayacak olan Hafızlık İcazet Merasimi programına tam saatinde yetiştik. Türkiye’nin hemen hemen bütün şehirlerinden program için gelen misafirlerden içeri girmekte zorlandık. Takriben 10 bin kişilik bir katılım vardı. Kuran için her şeye değer düşüncesiyle programı dikkatli bir şekilde izledik. Sanki Rabbimiz Kurana hizmet edenleri oraya toplamış ve gelen herkese lütufta ve rahmette bulunuyordu. Çok etkileyici ve maneviyatlı bir havayı teneffüs ettiğimiz için ALLAH a şükür ediyoruz. Burada 105 hafızımız icazetlerini aldılar. 1000 kişilik bir camii ve Kuran Kursu yapılmış ama maddi sıkıntılardan dolayı inşaat durmuş vaziyette. İcazet programı çok akıcı ve güzel geçti. Diyanet Camiasının önde gelen hocalarının kıraatleri ile daha bir huzur doldu içimiz.

Ankara ya dönmek üzere yola koyulduk, Uşak’a vardığımız zaman ikindi namazını kılmak için Uşak Sanayi Sitesi Camiine uğradık; namazı kıldıktan sonra temiz ve nezih bir yerde yemek yiyebileceğimiz bir yer sormak için Cami duvarında numarası asılı olan İmam Hatip Nuri YÜKSEL Hocamızı telefonla aradık, bize bir yer tarif edip, yemek masraflarını kendileri ödeyeceklerini belirttiler, ne kadar ısrar etsek te ‘-Siz Kur’an’a hizmet ediyorsunuz, bizim ufacık bir hediyemizi lütfen kabul edin dediler.’ Biz masraflarımızı ödeme niyetiyle gittiğimiz lokantadan ayrılırken hesabın ödendiğini söylediler. Bu da bize ALLAH’ın bir lütfu ve izzeti ikramı diye Rabbimize hamd ettik.  

Afyon üzerinden Ankara ya döndük. Rabbim tüm Kur’an a hizmet eden hocalarımızdan ve bu yolda giden hocalarımızdan razı olsun. Ellerini öpen nice talebeler yetiştirmeyi nasip etsin hepimize...