İSLAM’IN YILBAŞI-NOEL KUTLAMALARINA BAKIŞI

İSLAM’IN YILBAŞI-NOEL KUTLAMALARINA BAKIŞI

 

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”[1]

 

Milâdî bir senenin daha sonu geldik. Her ne kadar Müslümanların takvimi hicrî takvim olsa da bunu fırsat bilmeli, geçmiş senenin muhasebesini yapmalı, Rabbimize karşı noksanlarımızı gidermeli, doğrularımızı artırmalıyız.

Müslüman’ın hızla akıp giden zaman karşısında takınması gereken tavır bu iken bakıyoruz, toplumumuz yanlış bir yola girmiş, Noel ve yılbaşı kutlamanın hazırlığını yapmakta. l Ocak tarihindeki yılbaşı kutlamalarının Türkiye'de de özellikle son dönemlerde gittikçe artan bir ilgiyle kutlanmakta olduğu dikkati çekmektedir.

En dindar bildiğimiz marketlerde dahi çam ağacı, Noel baba kostümleri, süs malzemeleri satılıyor, kasaplar hindi eti getiriyor, esnaflar işyerini, vitrinlerini farklı şekillerde süsleyerek yılbaşı ve Noel’e hazırlıyor. Soruyoruz, bunlar Müslüman’a, Müslüman bir topluma yakışıyor mu? Müslümanlar neyi kutladıklarını biliyorlar mı? Elbette ki hayır!

Biz, bunun kaynağının bizlere 100 yıldır reva görülen din cehaleti olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple yılbaşı kutlamalarıyla ilgili sembolleri burada kısaca açıklamaya çalışacağız:

Öncelikle Noel nedir?

Türkçe’de yanlış olarak yılbaşı kutlamasıyla özdeşleştirilen noel, Latince’de “Tanrı’nın doğum günü” anlamına gelen ve Hz. Îsâ’nın doğum günü kutlamasını ifade eden “dies natalis” teriminin Fransızca karşılığıdır (noël).

Batı Hıristiyanlığı tarafından 25 Aralık’ta kutlanan Christmas’ın tarih ve kutlama olarak kökeni de eski Roma tarafından benimsenen güneş tanrısı Mithra’nın doğum günü kutlamasına (Natalis solis invicti) dayandırılır. Hz. Îsâ’nın doğum günü tam olarak bilinmediği için eskiden Îsâ’nın doğum ve vaftiz kutlamasıyla ilgili biçimde Doğu kilisesince 6 Ocak tarihi benimsenmesine rağmen daha sonra Aziz Hippolytus’a (ö. 236) atıfla 25 Aralık tarihi ortaya atılmıştır. Bu tarih, IV. yüzyılın başlarında Bizans İmparatoru Konstantinos’un Hıristiyanlığa girişinin ardından Îsâ’nın resmî doğum günü (nativitas domini) ilân edilmiştir. Bu tarihin Îsâ’nın doğum gününün kutlama biçimine dönüştürülmesi 354’te Papa Liberius tarafından gerçekleştirilmiş ve buradan Doğu’ya geçmiştir.

Görülüyor ki, aslından uzaklaştırılmış ve tahrif edilmiş Hıristiyanlık, Peygamberinin doğum gününde bile bir kesinlik ve bir açıklık getirmekten uzaktır.

Günümüzde Christmas, Batı Hristiyanları tarafından 25 Aralık tarihinde kutlanmakta ve Julian takvimine dayanan 1 Ocak’taki yılbaşı eğlenceleriyle birleştirilmektedir. Bu dönem, eski Roma takviminde güneş tanrısı Mithra’nın doğum günüyle 17-23 Aralık arasına denk gelen kış gündönümü festivalinin (Saturnalia) birleşimi olarak bir hafta süreyle kutlanırken Batı Hristiyanlarınca güneş sembolizmiyle özdeşleştirilen Îsâ’nın doğum günü kutlamasına dönüştürülmüştür.

Görüldüğü üzere Batı, Hıristiyanlığa geçince eski putperest inanç ve kültürlerini terk etmedi, Hıristiyanlığa karıştırdı. İşte 25 Aralıkta kutlanan ve yılbaşıyla karıştırılan Christmas bayramı, eski Roma tanrısının doğum günüdür.

Müslüman’a: “Niçin yılbaşını kutluyorsun?” dediğimizde “Ben Hz. İsa’nın doğum gününü kutluyorum!” diyor.

Öncelikle Hz. İsâ’nın ne zaman doğduğu tam olarak bilinmemektedir.

İkincisi bir Peygamberin doğum günü; içkiyle, kumarla, sapık eğlencelerle, israfla mı kutlanır, yoksa ibadetle, zikirle, nefis muhasebesiyle mi ihya edilir?

Bir de Noel baba var. Yılbaşında her yerde boy göstermekte, kostümleri satılmakta, ilkokul öğrencilerine figürleri, resimleri yaptırılmakta, çocuklarımız ve gençlerimiz zehirlenmektedir. Peki, kim bu Noel baba?

Bu şahıs, Antalya Demre’de yaşamış Santa (Aziz) Nikolas adlı bir Hıristiyan rahibidir. Bu şahıs sonraları Noel akşamı evlerin bacalarından girerek çocuklara hediye dağıtan efsanevî bir şahsiyete dönüştürülmüştür. Soruyoruz, çocuklarımız Müslüman âlimlerini mi sevmeli ve tanımalı, yoksa bir Hıristiyan rahibini mi?

Noel kutlamasının bir başka unsuru olan çam ağacı da Yunan ve Roma putperest inancından gelmektedir. Putperestler, Bereket tanrısının çam ağacında yeniden vücut bulduğuna inanmakta bu sebeple çam ağacına bereket sembolü diye tapınmaktaydılar. Ağaca asılan küçük süsler dahi Bâbil tanrılarının birer simgesi olup Hıristiyanlığa Yunan ve Roma yoluyla girmiştir.

Bir diğer anlayışa göre ise çam ağacı ile ağaca mum vb. objeler asmak suretiyle ışıklandırma geleneği antik Aryan inancındaki Yule festivalinden kaynaklanmaktadır. Çam ağacının ölümsüzlüğü temsil ettiğine, ağaca bağlanan mumların ise kötü ruhları ve cadıları kovmak için yakıldığına inanılırdı.[2]

Görüldüğü gibi Noel, her şeyiyle putperest inanç ve efsanelerine dayanmakta, Hıristiyanlığa dahi sonradan girmiştir. Müslümanlara yakışmayan bu kutlamaların bugün bu kadar yaygınlaşmış olması, putperest Hıristiyan Batı Kültürünün bir zaferidir. Zira Batı, yüzyıldan fazla bir zamandır, Müslümanlar üzerinde silah yoluyla kuramadığı hâkimiyeti, dil, örf-adet, anlayış, yaşam tarzı, kılık-kıyafet hulasa kültür yoluyla elde etmeye çalışmış ve bunda da büyük oranda başarı sağlamıştır. Dizi ve sinema filmleri, Batı kültürünü ta evlerimizin içine kadar taşımıştır. En işlek cadde-sokaklarımıza bir bakın, her şeyiyle herhangi bir Batı şehrinin sokağından, caddesinden ne farkı var? Hâlbuki Müslüman’ın her şeyi, sahip olduğu mukaddes dine göre şekillenmelidir.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Her kim, bir kavme benzerse işte o onlardandır.”[3] buyurmuştur.

Şayet bizler, tertemiz dinimizin değerlerini bırakıp Putperestlere, Hıristiyanlara, Yahudilere benzersek onlardan olur, Allah katında öyle muamele görürüz.

Şu halde yılbaşı kutlamalarından; ağaç süslemekten, hindi alıp pişirmekten, Noel figürlerinden, tebrikleşmeden,  piyango bileti alıp satmaktan, geç vakitlere kadar televizyon karşısında türlü sapkınlığı seyretmekten sakınalım, bu hususta ailemizi, akraba ve komşularımızı uyaralım.

Milli piyango, kumardır. Millî olması onu, Cenâb-ı Hakk’ın ifadesiyle “şeytan işi bir pislik”[4] olmaktan çıkarmaz.

Yılbaşını, normal bir gün gibi geçirmeli, dinî sohbetlerin icra edildiği mekânlara giderek kendimizi ve ailemizi muhafaza etmeliyiz.

Dinimizde ise; noel ve yılbaşı kutlamalarının yeri yoktur. Bu yılbaşının biz Müslümanlar için, resmî ve milletlerarası bir takvim başlangıcı olmak ilgi ve alâkasından başka hiçbir kıymet ve değeri asla yoktur. Biz Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi: Yılbaşı gecesidir. İslâm'da yeni yıl, Muharrem ayının birinci günü ile başlar.

Enes (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde onların (yani Medine halkının her sene) içerisinde (eğlenip) oynadıkları iki gün(leri) vardı. (Rasûlullah onlara): “Bu iki gün nedir?” buyurdu. (Onlar): “(Bizler) cahiliye (dönemin)de onlar içerisinde (eğlenip) oynardık.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah, sizin için o ikisini, onlardan daha hayırlı (olan) Kurban (bayramı) günü ve Fıtır (yani Ramazan bayramı) gün(ler)iyle değiştirdi.”[5]

Rasûlullah (s.a.v.), tevhid akidesini ikame ederken cahiliye müşriklerinin ve inançlarına şirk karıştıran Ehl-i Kitab’ın (Yahudi ve Hıristiyan) âdet, örf, söz ve inanışlarından şiddetle uzak durmuş, her hususta muhalefet ederek onlara karşı Peygamberî tavrını ortaya koymuştur.

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, özellikle o dönemde Medine ve çevresinde kabileler halinde yaşayan Yahudiler olmak üzere Ehl-i Kitab’a o denli muhalefet etmiştir ki, Yahudiler kendilerini; “Bu adam ne yapmak istiyor? Bize muhalefet etmediği bir şey bırakmadı!” sözünü söylemekten alıkoyamamışlardır.

Efendimiz (s.a.v.)’in onlara olan muhalefeti, yukarıda izah ettiğimiz gibi bir şeriatın dâhilinde yaşanması gereken hayatın hemen her safhasında tahakkuk etmiştir.

Bugün birçok müslümanın -kendince- önemsiz sayarak Ehl-i Kitab’ı taklit ettiği birçok hususta Efendimiz (s.a.v.) onların zıddına harekete etmiş ve ümmetine de muhalefet etmelerini emretmiştir ki bu, şu hadis-i şerifin tasdiki manasına gelen bir haldir.

Ebû Saîd (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kendinizden önceki (millet)lerin yollarına karışı karışına, arşını arşınına mutlaka uyacaksınız! O (dereceye) kadar ki, (onlar) keler deliğine girseler, siz de mutlaka ona gireceksiniz!” (Biz): “Yâ RasûlAllah! (Önceki milletler) Yahûdîler ve Hıristiyanlar mı?” dedik. (Rasûlullah): “(Onlardan başka) kim olacak?” buyurdu.[6]

İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kendinizden önceki (millet)lerin yollarına karışı karışına, arşını arşınına mutlaka uyacaksınız! O (dereceye) kadar ki, onlardan biri keler deliğine girse, siz de mutlaka ona gireceksiniz! Ve hatta onlardan biri yolda hanımıyla cima etse mutlaka siz de yapacaksınız.”[7]

İbn-i Ömer (r.anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Her kim, bir kavme benzerse, o onlardandır.”[8]

Dinimiz; kâfirlere, münafıklara, batıl din ve ideoloji mensuplarına muhalefet etmeyi emretmiş ve onlara benzemeyi kesin bir şekilde haram kılmıştır. Çünkü dış görünüş itibarıyla onlara benzemek, neticede ahlâkî değerlerde, kötü ve çirkin işlerde ve hatta inançta onlara benzemeye sebep olur. Gerçekten giyimde, sözde, davranışta ve işlerdeki benzeşmeler kalplere tesir ederek onlara karşı sevgi ve saygı meydana getirir. Kısacası gayrimüslimlere benzemenin haram olduğunda icma vardır.[9]

Kur'an-ı Kerim âyet-i kerimelerinin ve risâleti boyunca Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sıkça üzerinde durduğu konulardan birisi de, Müslümanların fert ve toplum olarak belli bir kimlik kazanmaları, kendi şahsiyetlerini korumaları ve kendilerine güven duymaları olmuştur.

Bu itibarla Kur'an-ı Kerim, Müslümanlara ısrarla birlik ve bütünlük içinde olmalarını, müşrik ve gayrimüslimleri dost edinmemelerini, onlarla gayr-i İslâmi bir kültürün etkisi altında kalmayı kaçınılmaz kılacak şekilde sıkı bir ilişkiye girmemelerini emretmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”[10]

“Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: ‘Allah'ın yolu asıl doğru yoldur.’ Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.”[11]

“Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”[12]

“Onlar, mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.”[13]

Ayet-i Kerimelerde açıkça ifade ediliyor ki: Gerek milletler arası münasebetlerde ve gerekse fertler ve topluluklar arası münasebetlerde Müminler, daima Müminlerin yanında yer alacak; güç, kuvvet ve şerefi bu beraberlikte arayacaklardır. Kendilerini korumak veya güçlenmek için kâfirlere başvuran milletler küçüldükleri gibi fertler de manevi değerlerinden kayıp verirler.

Müslüman, Cenab-ı Hakk'ın: "Sizin dininiz size, benim dinim de banadır."[14] buyurduğu gibi demelidir. Herkes kendi yoluna gitmelidir.

“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.”[15]

“İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.”[16]

“Oysa Allah size Kitap'ta (Kur'an'da) "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.”[17]

 

Efendimiz (s.a.v.)’in Ehlikitap (Yahudi ve Hıristiyanlara) ve Müşriklere Muhalefetleri:

Efendimiz’in, sair din mensuplarının yollarına, hareket ve ahlâklarına, dinî telakkilerine, örf ve âdetlerine benzemekten ümmetini nehyettiğine ve bizatihi kendisinin de onlara muhalefet ettiğine dair misallerden sadece biz kaçını zikretmek istiyoruz:

- İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “(Muharrem ayının) dokuzuncu ve onuncu (gününde) oruç tutun ve (böyle yapmakla) Yahudilere muhalefet edin.”[18]

- Ya’lâ b. Şeddâd b. Evs’in babasından rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yahudilere muhalefet edin. Zira onlar, ayakkabılarıyla ve mestleriyle namaz kılmıyorlar, (siz kılın)!”[19]

- İbn-i Ömer (r.anhümâ)'nın Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur: “Müşriklere muhalefet edin ve sakalları bol bırakın, bıyıkları ise derince kesin!”

(Nâfi'): “İbn-i Ömer, hac veya umre yaptığı zaman sakalının üzerinden eliyle tutar, (bir tutamdan) fazla olanı (makasla) alırdı.” dedi.[20]

- Ubâde b. Sâmit (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), cenaze (töreninde, ölü kabirdeki) lahde konuncaya kadar ayakta dururdu. (Bir gün) Yahudilerden bir âlim kendisine uğradı ve: “(Biz de) böyle yaparız!” dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) (ayakta durmayı terk edip) oturdu ve: “Oturun, Yahudilere muhalefet edin!” buyurdu.[21]

- Rukâne şöyle demiştir: “Nebi (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Bizimle müşrikler arasındaki fark kalensuveler (takke, fes vb.) üzerindeki sarıklardır.”[22]

- Amr b. el-Âs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab’ın orucu arasındaki fark; sahur yemeğidir.” (Müslim, Sıyâm, 9)

- Ebû Hureyre (r.a.)’ın Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur: “İnsanlar (yani Müslümanlar) iftarda acele ettikleri sürece din galip (üstün) olmaya devam eder. Zira Yahudiler ve Hıristiyanlar (iftarı) geciktirirler.”[23]

- Sâlih b. Hassân’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Saîd b. Müseyyeb’i şöyle derken işittim: “Muhakkak ki Allah tayyiptir (noksanlıklardan münezzehtir), güzel olanı sever; naziftir, temizliği sever; kerimdir, keremi sever; cömerttir, cömertliği sever. Şu halde temizleyin -zannedersem ‘avlularınızı’ dedi-, Yahudilere benzemeyin.”[24]

“Hakkı batıldan ayıran” manasına gelen “Fâruk” lakabına sahip Ömer b. el-Hattâb (r.a.): “Bayram (zaman)larında Allah’ın düşmanlarından uzak durun.”[25] “…Bayram günlerinde kiliselerinde (oldukları zaman) müşriklerin yanına girmeyin. Zira (Allah'ın) gazab(ı) onların üzerine iner.”[26] buyurarak Müslümanların, kendi bayramları dışındaki bayramlar karşısında takınmaları gereken tavrı açık bir şekilde ortaya koymuştur.

“Ne zararı var?” ya da “Bizim niyetimiz onların dinlerine tabi olmak değil!” gibi sözlerin yanlışlığını, Ehl-i Kitab’ın hâlleriyle hâllenmek; onları, kendi dinlerine mahsus giyim, kuşam vs. de taklit etmek hakkında fıkıh ve akaid âlimlerinin serdetmiş oldukları hükümler açıkça ortaya koymaktadır. İmâm-ı Rabbânî efendimizin, Mektûbât’ında, diğer din mensuplarının dinî bayramlarında onlara iştirak etme hususunda kaydettiği şu cümleler bu konunun ne kadar ehemmiyetli olduğuna delalet etmektedir:

“Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen gün âdetlerine uymak küfrü icap ettirip şirki gerektirir. Nitekim Ehl-i İslâm'ın cahilleri, bilhassa kadın kısımları küffarın belli günlerinde küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları kendileri için de bayram kabul edip kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlara benzeyen hediyeler yollamaktadırlar. Zarflarını dahi küffar gibi o mevsimde boyarlar. Ayrıca onları kırmızı pirinçle doldurduktan sonra yollarlar. O mevsime de tam manası ile itina ederler. Bütün bu anlatılanlar şirktir ve Allah'ın dinine karşı küfürdür. Bu manada, Allah Teâlâ, şöyle buyurdu: ‘Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.’ (Yusuf, 12/106)”[27]

Allah’ın rızasını ve Habibi’nin yolunu, vasıfları “Allah’ın kendilerine gazap ettikleri ve dalalette olanlar” olan, Hak’tan uzak, şirk ehli insanların ahlâkına tercih etmemelidir.

Hz. İsa (a.s.)'ı biz de severiz. O'nun ve diğer bütün Peygamberlerin peygamberliğine inanmak İslâmiyet’in iman esaslarından birisidir. Çünkü İslâm akidesine göre:

“Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz."[28] Ancak, bir Peygambere saygı, O'nun doğum yıl dönümüne hürmet de Allah Teâlâ'nın emirleri ve dinî ölçüler içinde olmalıdır.

Dinimizde ise; noel ve yılbaşı kutlamalarının yeri yoktur. Bu yılbaşının biz Müslümanlar için, resmî ve milletlerarası bir takvim başlangıcı olmak ilgi ve alâkasından başka hiçbir kıymet ve değeri asla yoktur. Biz Müslümanlar için Muharrem ayının birinci gecesi: Yılbaşı gecesidir. İslâm'da yeni yıl, Muharrem ayının birinci günü ile başlar.

 

Noel-Yılbaşı Kutlamalarıyla İlgili Bazı Hükümler:

1- Noel Baba, Yılbaşı, Christmas bayramı gibi başka dinlerin alameti, sembolü olan günlere, o günü tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir, kişiyi küfre sokar.
2- Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara "günahta yardım" anlamı taşıdığından, haram ya da tahrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse "meyte" olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz.
3- Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş, kart vb. şeyleri basmaları da aynıdır. Yani bunlar sırf yılbaşına özel olarak kullanılacaklarsa yapılıp satılmaları aynı derecede mahzurludur: Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir.

 


[1] el-Mâide, 5/51.

[2] TDV. İslam Ansiklopedisi, “Noel” Maddesi, c.33, s.201-202, Bülent ŞENAY, TDV. Yay., Ankara, 2007.

[3] Ebû Dâvûd, Libâs, 5.

[4] el-Mâide, 5/90.

[5] Ebû Dâvûd, Salât, 245.

[6] Buhârî, Ehâdîsu’l-Enbiyâ, 50.

[7] Hâkim, Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, Fiten Ve’l-Melâhim, 112, c.4, s.502, h.no:8404.

[8] Ebû Dâvûd, Libâs, 5.

[9] İskilipli Mehmet Atıf, Frenk Mukallitliği ve Şapka, s.4.

[10] el-Mâide, 5/51.

[11] el-Bakara, 2/120.

[12] en-Nisâ, 4/144.

[13] en-Nisâ, 4/139.

[14] el-Kâfirûn,  109/6.

[15] Hûd, 11/113.

[16] el-Mâide, 5/2.

[17] en-Nisâ, 4/140.

[18] Tirmizî, Savm 50.

[19] Ebû Dâvûd, Salât, 89.

[20] Buhârî, Libâs, 64.

[21] Ebû Dâvûd, Cenâiz, 47.

[22] Ebû Dâvûd, Libâs, 24.

[23] Ebû Dâvûd, Sıyâm, 20.

[24] Tirmizî, Edep, 41.

[25] Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Cizye, 56, c.9, s.392, h.no:18862.

[26] Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Cizye, 56, c.9, s.392, h.no:18861.

[27] Mektûbât-ı Rabbânî, 453. Mektup.

[28] el-Bakara, 2/285.