PEYGAMBERİMİZ VE ASHABI'NIN ALLAH (C.C)YOLUNDA İNFAK VE BUNA TEŞVİKİ

Bir çarşamba günü Peygamberimiz (s.a.v.) Benî Amr b. Avf kabilesine gitti. Onlara: “Ey Ensar topluluğu!” dedi. Onlar da: “Buyur ey Allah’ın Rasûlü!” dediler. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şunları söyledi: “Siz cahiliye döneminde, Allah’a tapmadığınız sıralarda ağır yükler taşımaktaydınız. O zamanlar cömerttiniz; onlarla iyilikler ve hayırlar yapıyor, yolculara, yolda kalmışlara yardımcı oluyordunuz. Ne zaman ki Allah Teâlâ sizlere İslâm’ı ve Peygamberini gönderdi. İşte o zaman siz de mallarınızı adeta koruma altına aldınız. Şunu biliniz ki insanların, kuşların ve hatta yırtıcı hayvanların mallarınızdan yediklerinden sizler için sevap yazılacaktır.”

 

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu sözlerinden sonra herkes kendi bahçesine giderek bahçe duvarlarında en az otuzar kapı açtılar. (Terğîb ve Terhîb, IV/156)

 

“UHUD DAĞI KADAR ALTINIM OLSA HEPSİNİ İNFAK EDERİM“

Ubeydullah b. Abbas şöyle anlatıyor: Ebu Zerr bana şunları söyledi: ”Ey kardeşimin oğlu! Ben Hz. Peygamber’in yanına gitmiştim. Elimden tutarak bana: ”Ey Ebâ Zerr! Uhud dağı kadar altın ve gümüşüm olsa ölmeden önce bir kıratını dahi bırakmaksızın Allah yolunda infak etmeyi isterdim.” buyurdular. Ben “Ey Allah’ın Rasûlü! Bir kantar da olsa bir şeyler bırakmaz mıydın?” dedim. Bunun üzerine şöyle dediler: ”Ey Ebâ Zerr! Ben azaltıyorum, sense çoğaltmaya çalışıyorsun. Ben bir kırat bile bile koymak istemediğimi söylüyorum, sen tutmuş bir kantar olsun bırakıp bırakmayacağımı soruyorsun.” Daha sonra üç defa: ”Ben ahireti istemekteyim, sense dünyayı” buyurdu. (Heysemî, X/239) 

 

HZ. ÖMER’İN İNFAKTA HZ. EBÛ BEKİR’İ GEÇMEK İSTEMESİ

Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün bizlere sadaka vermemizi emretti. O sıralarda mal bakımından oldukça zengindim. Kendi kendime: “Eğer Ebû Bekir’i geçebilmem mukadderse bu ancak bu gün olabilir.” dedim ve malımın yarısını getirdim. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Aile efradına bir şey bıraktın mı?” diye sordular. ”Evet, onlara da bir şeyler bıraktım” dedim. Ne kadar bıraktığımı sorduklarında da: “Bunun kadar da onlara bıraktım.” cevabını verdim. Biraz sonra da Ebû Bekir geldi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona da: “Ey Ebû Bekir! Sen aile efradına ne bıraktın?”dediler. O da “Onlara Allah’ı ve O’nun Rasûlünü bıraktım” dedi. Bunun üzerine onu hiçbir zaman geçemeyeceğimi anladım. (Ebû Davûd, Tirmizî)

 

ZEYD B. HARİSENİN ATINI SADAKA VERMESİ

“Siz, sevdiklerinizden infak etmedikçe gerçek iyiliğe erişemezsiniz” (Âl-i İmrân sûresi, 3/92) âyeti indiğinde Zeyd B. Harise, bütün malları içerisinde en sevdiği şey olan şible adındaki atını Hz. Peygamber’e getirdi ve onun sadaka olduğunu söyledi. Hz. Peygamber de kabul etti. Daha sonrada Zeyd’in oğlu Üsame’yi çağırtarak atı ona verdi. Bunu öğrenen Zeyd sadakasının kabul olunup olunmadığı hususunda endişeye düştü. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de ona: “Allah verdiğin sadakayı kabul etmiştir; gerisini merak etme!” buyurdular. (Ed-Dürrü’l-Mensur, II/50)

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Güzide Ashabı’nın (r.anhüm) hayatına baktığımız zaman ellerinde hiç bir şey kalmayacaklarını bile bile her daim Cenâb-ı Hak için tasaddukta bulunmuşlar, bizlere de infak ahlâkında daim olmayı, sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe, sevaba erişemeyeceğimizi göstermişlerdir. Peygamberimiz (s.a.v.) bir Hadis-i Şeriflerinde: “Zenginlik mal zenginliği değildir. Gerçek zenginlik gönül zenginliğidir.” buyurarak kalbimizi, gönlümüzü dünyaya karşı zahit olmaya, Allah yolunda infaktan korkmamak hususu ve diğer yüksek meziyet ve faziletlere davet etmiştir. Bir hurma ile dahi olsa tasadduk etmemizi bizlere öğütleyen Efendimiz (s.a.v.) ümmetine infakın herkes için mümkün olabileceğini ve bu nimetten en yüksek bir gayret ile istifade edilmesinin yollarını göstermiştir. Rabbim hepimize kendi rızası gereğince tasaddukta bulunmamızı nasip eylesin.